Kayıtlar

TÜRK ORDUSU VE FETHULLAHIN GÜNAHLARI

ÖNCE ADALET BOZULDU Türk Ordusunun savaşmadan çökertilmesine neden olanların hesap verme zamanı geldi çattı.   Hesabı, Fethullahçı çeteyi besleyip büyüten, birlikte hareket ettikten sonra ancak çıkar ilişkileri bozulduğunda ona “Fethullahçı Terör Örgütü” demeye başlayan siyasetçiler verecektir.   Bunların kimler olduğunu gelecek günlerde öğreneceğiz.   FETÖ ve PDY’yi (Paralel Devlet Yapılanmasını) iç politikada yıllardır kimlerin, nasıl beslediği bilindiği halde belgelenemediğinden hukuken nasıl ele alınacağı henüz belli değil. Ele alınamamasının asıl nedeni, yabancı istihbarat teşkilatlarıyla da desteklenen muhtelif dini cemaatleri 15 Temmuz 2016 gününe ve günümüze gelebilecek kadar cesaretlendiren iktidarın halen görevde olmasıdır. Fethullah Cemaati, Türk Ordusunun yapısından önce Türk Adalet sistemini bozmuştu. Adalet soyut bir kavramdır. Hak, hukuk, adalet dediğinizde, herkes bu kavramları istediği gibi anlayabilir. Buna karşın Türk Ordusu (TSK), somut b...

BİR SURİYE ROMANI

Suriyeli vatansever bir Subay, ne arıyor bu askerler bizim topraklarda dedi ve belki de kendi üstlerinden habersiz bastı tetiğe... (Bazıları bize, Suriye'de vatansever asker kalmadı diye nutuk atmaya devam etsin, kalmamış mıdır sizce?) Lunaparkta konuşlanmış askeri araçlar, içindeki Türk askerleriyle birlikte havaya uçtu. Ve başkasının topraklarında 9 kişi şehit oldu... İnsanları hep şu "vatansever" kavramı öldürür. Sivilleri de... Zeka özürlü siyasetçiler savaşı başlatır ve savaş başlayınca herkes vatansever olmak zorundadır. Olan insanlığa olur. İnsanlık savaştan sonra bile çok zor toparlar kendi. Hani derler ya vatanını en çok seven çalışkan olanlardır, üretken olanlardır diye, üretmeyen ve çalışmayanların en son dayanağı ise savaşlardır. Yalnız silah ve ilaç sanayinin değil tufeylilerin (asalak) de işine gelir savaş. Suriye'deki gibi gereksiz ve sizin savaşınız olmayan savaşlara karşı çıkanlara, bazı akıl evvel sözde milliyetçiler, vatan ...

ARİFİYE'NİN DEĞERİ

Arifiye denildiğinde aklımıza iki kurum gelirdi; biri Köy Enstitüsü diğeri de Tank Palet Fabrikası. Köy Enstitüsü 1940’da kuruldu ve 1950’de göçtü gitti. Cumhuriyetin ilk Askeri Fabrikası ise kasabanın doğusundaki topçu kışlasında 1973 yılında kuruldu ve o da galiba bu yıl göçüyor toplumsal yaşamımızdan.  Eskiler birincisini kurtaramadılar aksine yok ettiler, şimdikiler biraz ilgi ve dikkat ederlerse ikincisini kurtarabilirler. 1960-70 yıllarında Harbiye’den mezun olmuş bizim kuşak subayların hafızaları güçlüdür. Geçmişi unutmayan, unutamayan bizler, “bizim zamanımızda” diyerek konuya girmek istemeyiz.  Ancak şimdiki Türkiye’de askerlik biliminin aşağıdaki bilgilerini anımsayan birçok emekli general, subay ve astsubay hala yaşamaktadır. Lojistik, bir komutanlık sorumluluğudur Bilindiği gibi Türk Ordusu’nda, harp silah ve araçlarının bakım ve onarımı kademelendirilmiştir. Periyodik bakım (günlük, aylık, üç aylık, yıllık bakım) ve onarımlar bu kademelerde yapılır ve malzem...

Tütengil Hoca (07 Aralık 1979)

Askeri Lise’de okurken, cumartesi ve pazar günleri folklor çalışmaları için Cağaloğlu’ndaki Türk Talebe Birliği binasının kapalı spor salonuna giderdik. Bir gün kızlı erkekli arkadaşlarla çalışmamız bittikten sonra gittiğimiz Beyazıt’taki Beyazsaray denilen kitapçıların bol olduğu bir iş hanındaki düğün salonunda konferansını dinlemiştim. Birisi bizi götürmüştü ama hocalardan mı yoksa öğrencilerden mi unuttum. O gün hayran olmuştum hocaya. Sonra da gazetedeki yazılarına hayran olduydum Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in. İyi, cesur ve vatansever bir profesördü. Bir o kadar da alçakgönüllüydü. O yaşlarda en azından bana öyle gelmişti… Yıllar sonra bir kış günü Levent’teki sokağın ortasında, çantası yanında, yüzükoyun asfaltın üzerinde yattığında hocayı ikinci kez görüyordum. İkiden fazla katilin çapraz ateşinde kalmıştı. Katillerin amacı, kalleş pusularında yaralı bırakmadan oracıkta öldürmek olduğu belliydi. Telsiz merkezi “Olay yeri; Levent, Sülün Sokak efendim.” dediğinde dah...

27 MAYIS 1960 HAREKATININ TARİHTEKİ YERİ

DERS ALINMALIDIR 24 Haziran 1960 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan törende Milli Birlik Komitesi üyesi 38 kişinin her biri ayrı ayrı şu yemini etmişti: “Bir karşılık beklemeden, ahlak, adalet, hukuk ve insan hakları prensiplerinden ve vicdani kanaatlerimden başka bir sınırla bağlı olmaksızın, kendimi Türk Milletine adadım. Vatanın ve milletin mutluluğuna ve milletin egemenliğine aykırı bir ülkü gütmeyeceğim. Demokratik Cumhuriyeti yeni Anayasaya göre düzenlemek ve iktidarı yeni Meclise devretmek ülküsüne bağlılıktan ayrılmayacağım. Bunun için şerefim, namusun ve mukaddesatım üzerine ant içerim!” Bu yeminden bir insan ömrü kadar süre geçtikten sonra, her kesimdeki okur-yazarın 27 Mayıs 1960’a nasıl baktığını biliyoruz. Şevket Süreyya Aydemir’in “İhtilalin Mantığı” ile Abdi İpekçi ve Ömer Sami Coşar’ın birlikte yazdıkları “İhtilalin İçyüzü” adlı kitap, 27 Mayıs ile ilgili yazılan bütün kitapların en önemlileridir. Bu iki kitabı bütün yurtseverlerin tekrar okuması gerek...

SICAK SİMİT...

Havada tek başına bir martı uçuyor. Yalnız uçuyor. Sanki uçuş kursunda yalnıza kalmış pilot adayı gibi. Deniz kenarından kuş uçuşu beş kilometre uzaklaşmış. Belli ki denizde fırtına var ve o rüzgara yaslayarak kanatlarını, buralara kadar yem aramaya çıkmış. Altındaki sazlıkların temposuna uyarak bir sağa bir sola savruluyor.  Nisan yağmurlu geçmekte. Hava soğudu. Geçen hafta gelen kırlangıçlar kayboldu. İnsanı şaşırtacak şekilde, birden bire yok oldular. Sanki yerlerini neşeli serçelere bıraktılar.  Üç gündür hava rüzgarlı ve masmavi gökyüzünde, bembeyaz, parça parça pamuk yığını bulutlar ve uzak dağların tepelerinde kar örtüsünün göz alıcı parlaklığı var.  Her mahallede bir tane olan tanınmış dükkanlar zincirinin naylon torbası havalanıp gökyüzünde dönüp duruyor...  Rüzgar etkili esiyor ve zaman zaman fırtınaya dönüyor.  Yeryüzü yeşillendi. Dün yeni fotoğraf makinemle bir sürü çiçek fotoğrafı çektim gene.  İnsanların bu adam manyak mıdır diye düşün...

BAŞK(g)ANLIK...

Resim
Demokratik yönetimlerde, bir parti hükumeti olur. Olamaz ise şimdi bizdeki gibi, bir parti devleti meydana gelir. Bugünkü hükumet bir parti hükumeti midir ve Bakanlar bir partinin üyeleri midir? Bu yönetimin adını egemenler, "Başkanlık Cumhuriyeti" şeklinde koymuşlar, plânlı ve şaibeli seçimlerle de millete kabul ettirmişlerdir. Her şey hızlanacak, istikrar gelecek ve kolayca kararlar alınacak diye bu uyduruk ve demokratik olmayan sistem bize dayatılmıştır. Kolaylıklar ve is tikrar nerelere gelmiştir? Kararlar nasıl alınmaktadır? Uygulamalar (icraatlar) çabuk ve sağlıklı mıdır? Bakanların yetki ve sorumlulukları değişmiş midir? Yanlış bir icraata imza attıklarında, onları soruşturma ve yargılama nerede, nasıl yapılacaktır? En önemlisi de bu sisteme EVET diyen milletin büyük kısmı bundan şu anda pişmanlık ve rahatsızlık duymakta mıdır? (Hep sorular sormak boynumuzun borcudur) Bizi bir tek kişi yönetmeye kalkmaktadır. Bütün ulusun önderi olamadığı için de yönetememektedir...