Kayıtlar

Harbiyelilik

Resim
Harp Okuluna Kuleli’den, Erzincan’dan, sivilden gelen herkes eşitti.  Gençliğimize HARBİYE aşısı yapılmış, ölümsüz silah arkadaşlığı filizlenmişti.  Bu dostluktan, kardeşlikten öte bir şeydi. Askeri liselerin ruhundan gelip iki yıl içinde bizi birbirimize bağlayan o eşitlik çok güzel bir kardeşlikti! Bize bu duygu ve düşünceleri verenler, çoktan beyaz atlarına binip gittiler. Onlara uğurlar olsun.  Ne ki, biz de tek tek bazen seyrek bazen dirsek temasında gitmeye başladık.  Neydik ne olduk? “Eşitler içinde eşittik.” Memleketin her yerinden gelmiş seçme eşitlerdik.  Sonra çalışkanlık, hırs, görev bilinci ve askerliğin, komutanlığın diğer özellikleri girdi devreye. Kimimiz erkenden emekli oldu, kimimiz kadrosuzluğu bekledi, kimimiz general oldu. Ama kaç yaşında olursak olalım üniformamızı çıkartırken biraz da derimizin soyulduğunu hissettik.  Hiçbir meslekte olmayan bir duyguydu bu. Hiçbir meslekte olmayan bu eşitlik bedenlerimizi de sonunda eşit kıldı. Zaten...

YILBAŞI

Resim
Yılbaşı deyince bizim yaşlardakiler hep geçmişi anımsarlar. Örneğin ben portakalı ilk kez bir yılbaşı gecesi görmüş ve yemiştim. Babam şehirden alıp getirmişti. Sonra büyüdüğümde, muz meyvesiyle bir yılbaşı akşam yemeğinde Harbiye’de tanıştım. Aynı gece Yaşar Özel’i dinledikten sonra herkesin Türk Sanat Müziği müptelası olduğunu unutmam. İnsanlar birbirlerine yılbaşı kartları atardı. Her yılbaşı tonlarca yılbaşı kartı yazar,  büyüklerimden gelen karşı tebriklerle gururlanır, arkadaşlarımı kartlarıma verdikleri karşılıklara göre değerlendirmeye kalkardım. Bir keresinde çarşı iznine çıkan bir askerime, al bu elli lirayı, al bu zarfları PTT’ye at demiştim. Bir ay geçtiği halde benim tebriklerin hiçbirine yanıt gelmediydi. İki ay geçtikten sonra da PTT’den telefon ettiler, bizim bahçede poşet içinde elli kadar tebrik zarfınız var diye…   O asker akşamüstü döndüğünde, komutanım bu da paranızın üstü dediğinde, kalsın benden bir çay iç demiştim bir de. Zarfları PTT’nin bahçesine ...

Karışık Bir Atatürk Anması

Resim
Bizim kuşağın kadınları erkekleri, 10 Kasım günleri sirenler çalarken ağlarız.  Elimizde değildir.  Gözümüzdeki yaşı torunlarımız görmesin diye de gider pencere önünde durur, bulutlara ağaçlara, çiçeklere bakarak oluruz. Ya, dede neden ağlıyorsun derse yalan da söyleyemeyiz. Doğruyu söylesek de o anlamaz. Atatürk'ün istediği çağdaş uygarlık seviyesine gelmiş bir Türkiye göremeyeceğim için ağlıyorum diyemeyiz ki.  Her 10 Kasım’da bizim gözümüze çöp kaçar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün son nefesini verdiği Dolmabahçe sarayının kapısındaki ihtiram nöbetçileri kahraman Mehmetçiklerdi. Sarayın korumasının askerlerce yapılması, Cumhuriyet topraklarının Türk Ordusunca koruduğunu anlatmak için değil miydi? Daha o zamanlar 15 Temmuz safsatası bile olmamışken, kimler ne istedi o genç Mehmetçiklerden?   Neden çoktandır o nöbeti şişman polisler tutmaktadır? Ordu Cumhuriyeti falan korumaya kalkmasın, kendi işine baksın, cumhuriyeti de biz hallederiz diyenler kimlerdi? Alışa...

Memleket, aynı memleket...

Resim
"Her insanın düşündüğünü söylemeye, her dinleyenin de ona karşı çıkmaya hakkı vardır."   Samuel Johnson   Ezanın Türkçe ve çıplak sesle okunmasının İslam'a, Müslüman olanlara, olmayanlara yararı mı zararı mı vardır? Örneğin küçük bir kentte, onlarca cami boş durur, buralarda görevli onlarca kör imam vergilerimizle maaşlar alırken, kentin orta yerine sanat eseri olsun diye cami yapmaya kalkmanın asıl nedeni, İslam'a hizmet midir? İslam’a hizmet olup olmadığını kim bilir, kim bilmez bilinmez. Altı minareli olması, hizmetin daha alasıdır belki de… Bütün tek tanrılı dinler, ölüm korkusu yayarlar ve din adamı dediğimiz Hacivatlar ve bizdeki kasaba siyasetçileri bu korkudan beslenirler. Ölülerimizi bile gömmek için binlerce lira mezar parası verdiğimiz sistemde konuşuyorum kendi kendime işte...  *** Demek ki neymiş? Kayyumlarla ve istifaya zorlamalarla gördük ki, yerel yönetim diye bir şey yokmuş. Yerel yönetimlere köyleri de dahil edip her şeyi Saraydan yönet...

GÖÇMENLİK

Seyahat etmeyi severim. İki üç ay seyahat etmezsem eve kapatılmış rottveiler gibi gözüm hep kapıda olur. Sekiz yıldır, karımla birlikte, bir dağ köyünün alt yamacındaki çam ormanı içindeki yazlık bir sitede yazlarımızı geçiriyoruz. Devlet nasıl buraya izin verdi o ayrı bir konu. Karım buradan hiç ayrılmak istemiyor ama ben gölgesi bile işe yaramayan sarı çamları artık sevmemeye başladım. İçimde hep göç etme duygusu var. Muvazzaf askerlik yaşamımda on yedi kez denk hazırlayıp on dört kez göç etmişiz.   Yıllar önce bu ormanların üzerinden helikopterle uçarken yanımdaki arkadaşıma, emekli olunca bu ormanların içinde bir evde yaşamak isterim demiştim. İnsan yaşamında her istediğini yapamıyor ama işe bakın ki, şansıma burada yaşıyorum. Genelde memnun olamamamın, çevresel, fiziksel ve kişisel özelliklerimle ilgisi var elbette. Kişisel özelliklerim malum, kaşar kurdu gibi gezginci olmam. Fiziksel özellikler ise memleketi ve dünyayı tanıma isteğinin yanında, denizden sıkılıp dağa, dağ...

GARA UNUTULMAMALIDIR

Gara, yalnızca Türkiye topraklarının güneyindeki dağların adı değildir artık. Gara, siyaset bilimiyle askerlik ilminin kavuşma noktasının nerede ve nasıl olması gerektiğinin yol göstericisi olmuştur. Çok dersler çıkartılacaktır. Gara bize beşinci nesil savaşlarının ne olduğunu hatırlatmıştır. Silahlı terör örgütlerinin cinsi ve özellikleri ne olursa olsun hepsinin asimetrik savaş taktikleri uyguladığı unutulmayacaktır. Onlarla ancak Gayrinizami Kuvvetlere Karşı Harekât (GNKH) esasları uygulanarak başa çıkılabileceği bilinecektir. Hudut nedir, hudutlar nasıl korunur, hudut ötesindeki tehditler nelerdir ve nasıl bertaraf edilir soruları yeni gelişen durumlara ve yeni teknolojilere göre yeniden cevaplanacaktır. Rehine kurtarma harekâtı görevi verilmiş bir komutanlığa kısıtlamalarının neler olduğu bildirildikten sonra, istediği bütün lojistik desteği ve zamanı vererek inisiyatif sağlanması gerektiği bütün kademelerce bilinecektir. Gara bize rehine kurtarma harekatıyla, bölgenin düşmand...

BİR MAARİF VEKİLİ MUSTAFA NECATİ VARDI

  Cumhuriyet gazetesinin bütün sayfaları on beş gündür yeni harflerle çıkıyordu. Yeni harfleri öğrenenler 1 Ocak 1929 Salı günü gazetenin birinci sayfasında şu haberleri okudu:           “Bugün Maarif Bayramı var! Millet Mektepleri bugün merasimle açılacak! Millet Mektepleri bu akşam açılıyor… Bu mekteplere ait bütün hazırlıklar dün tamamlanmıştır. Her mektep birbiriyle yarışırcasına süslenmiştir. Bu akşam mektepler baştan aşağı ışıklandırılacaktır. Dün akşama kadar İstanbul yakasındaki mekteplere başvuranlar on bin kişi dolayında olmuştur.” “Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya Bey’in vilâyetlere gönderdiği telgraf bildirisine göre; bugünden itibaren resmi dairelerdeki bütün haberleşme ve yazışmalar tamamıyla yeni harflerle yapılacaktır. Ancak adliye zabıtları ve kuyudat Haziran ayına kadar Arap harfleri ile tutulabilecektir.” Ertesi gün yani 2 Ocak 1929 günü gene Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfa haberleri şöyleydi: “Acı bir haber! Maarif Vekili Ne...