Kayıtlar

KULELİ ASKERİ LİSESİ VE TEMEL ASKERİ EĞİTİM

Resim
15 Temmuz kalkışması Türk Ordusunun komuta kademesinden çok eğitim, öğretim, sağlık ve askeri yargı sisteminin bozulmasına neden olmuştur. Harp Okulları ve Harp Akademileri, Milli Savunma Üniversitesi adıyla sivilleştirilmeye çalışılmış, askeri okullar ani bir kararla kapatılmıştır. Kalkışma sonrasında alınan kararlar la ordunun disiplin yapısını ve gelenekleri değiştirilirken çatıdaki ve temeldeki oynamalar onu giderek çağdaşlıktan ve güçlü ordu görüntüsünden uzaklaştırmıştır. Harp Okullarına öğrenci yetiştiren askeri liseler halen açılmamıştır. Uygulanmakta olan subay yetiştirme sisteminde askeri liselerin düşünülüp düşünülmediği ise bilinmemekte, kamuoyuna bu konuda net bir açıklama yapılmamaktadır. HİZMETE AÇILAN TARİHİ BİNADIR Geçtiğimiz günlerde basında “Kuleli Askerî Lisesi açıldı” başlığıyla MSB kaynaklı bir haber yayınlanmıştır. Haberdeki ayrıntıya baktığımızda açılan askeri okul olmadığı, Çengelköy’deki tarihi binanın başka askeri hizmetler için faaliyete geçtiği anl...

ANADOLU'DAKİ SON SAVAŞ

Resim
Adatepe... Yüzbaşı Abdülhadi Beyin Piyade Bölüğü bu gün yaptığı taarruzlarla ancak dört saat kadar direnen düşmanı bütün silah ve donanımını bıraktırıp, kuzey batıdaki dağlık bölgeye çekilmeye zorlamıştı… Musullu Yzb. Abdülhadi Bey teğmenliğinden beri Anadolu bozkırlarında yayan, çarıksız, ilaçsız ve zaman zaman ekmeksiz kalan bu kahramanlara bu olanaksızlıklar içinde komuta etmekten bıkmıştı. Amasya Carcurum’dan Batı cephesine gelişleri rezillikti. Bozgundan zafere, Dumlupınar’a dokuz yıldır yürüyordu, daha da yürüyecekti… Biraz önce Mustafa Kemal Paşa gelmiş, bölük mevzilerinin sağındaki Alay gözetleme yerinden düşmanı gözetlemeye başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa’yı ilk kez görüyordu. Açlığını, susuzluğunu unuttu, askerlerine döndü baktı… Hayret! Hepsinin gözleri, biraz önce gördüğü Komutanın gözleriyle bire bir aynıydı… Şimşek gibi bakıyorlardı! Sanki bütün askerlerin gözleri birden çakırlaşmıştı… “30 Ağustos 1922 saat 18.30… Güneş Murat Dağı’nın ardında kaybolup akşam alacası çökerke...

YÜZ YIL ÖNCEKİ TÜRK ORDUSU

Resim
Büyük Taarruz günlerinin kısa özetiyle belleklerimizi tazelemenin zamanıdır. Türk Ordusunun işgalden önce nasıl dağıtılıp terhis edildiği, işgal günlerinde nasıl yerle yeksan olduğu sonra da nasıl toparlandığı, işgali ve isyanları nasıl söküp attığı gelecek kuşaklara doğru bir şekilde aktarılmalıdır. Önce kurtulduk mu yoksa önce kurulduk mu tartışmaları yapılır. Aslında bu tartışma yersiz ve tartışmacıların kendilerini kanıtlama isteklerinden başka bir şey değildir. Elbette önce 23 Nisan 1920’de Ulusal Meclis kurulmuş, sonra Türk Ordusunun kadro ve kuruluşu tamamlanmış, daha sonra 26 Ağustos 1922 günü şafakla Büyük Taarruz başlamış ve 9 Eylül’de İzmir’le birlikte yurdun tamamı kurtulmuştur. Ulus olarak işimiz 11 Eylül’de Mudanya’da bitmemiş, 24 Temmuz 1923’de Lozan’da devam etmiş, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşunu tamamlayarak bağnazlıktan, gericilikten ve küresel sermayeci, yayılmacı güçlerin emellerinden kurtuluş yeniden başlamıştır....

26 Ağustos 1922, (100 ncü yıl dönümü kutlu olsun!)

Resim
"Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır / ne ağaç, ne kuş sesi / ne toprak kokusu vardır. / Gündüz güneşin / gece yıldızların altında kayalardır. / Ve şimdi gece olduğu için / ve dünya karanlıkta daha bizim, / daha yakın, / daha küçük kaldığı için / ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten / evimize, aşkımıza ve kendimize dair / sesler geldiği için / kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi / okşayarak gülümseyen bıyığını / seyrediyordu Kocatepe'den / dünyanın en yıldızlı karanlığını..." (Sayfa 101, Kuvayi Milliye Destanı/Nazım Hikmet ) İşte o andan sonra boğaz boğaza bir savaş başlıyordu ovalarda... İşte o andan sonra İngiliz hükumeti anladı ki, dokuzuncu haçlı ordusu olarak kullandıkları Yunan ordusunun komuta kademesi inançsız, erdemsiz ve dirayetsizdir. O andan sonra Mondros ve Sevr tarihin çöplüğüne atılıyordu! O andan sonra ümmet, millete dönüşüyor, çağ dışı ve karanlık bir dönem sona eriyor, aklın ve bilimin yolu açılıyordu! Bir daha çekirgeler bile işgal edemeyecekti Ana...

SALGINDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ

Resim
Covid-19 insanlara çok şeyler öğretiyor, daha çok şeyler öğretecek gibi duruyor. Korkmayalım, insanlığa öğreteceklerini öğrettikten sonra o da her canlı gibi çekip gidecektir. Savaşın yalnızca yabancı bir ülkeyle ve bize yabancı insanlara karşı yapılmadığını, doğayla mücadelenin de bir savaş olduğunu öğrendik. Bu mücadelenin yalnızca yangın, sel baskınları ve depremlere karşı olmadığını, hatta salgınlarla mücadelenin hepsinden daha da zor olduğunu öğrendik.  Dünyayı dünyada yaşayanlara bırakıp, Covid-19'un bizlere ve memleketimize neler öğrettiğine bakalım mı? Başta kişisel olarak temizliği, toplum olarak aralık ve mesafeyi, kamusal olarak dalga geçmemeyi öğrendik.  Tokalaşamadığımızda, birbirimize sarılamadığımızda, yan yana gelemediğimizde nasıl acı çekip kederleneceğimizi öğrendik. Sabah yürüyüşlerinin değerini, sağlıklı olmanın önemini anladık. Sağlığımıza ailece daha dikkat etmemiz gerektiğini, hastalıkları tanımamızı, uykumuzu iyi almamız gerektiğini öğrendik. Ellerimizi...

ANAMIN BABAMIN OKULU

Resim
Köy Enstitüleri Cumhuriyetin ilk yıllarında açılan Köy Mektepleri geliştirilerek kurulan, Cumhuriyet devriminin devamını sağlayacak olağanüstü okullardı. Türkiye’nin 1936 yılında 16 milyon nüfusunun 12 milyonu köylüydü. Köylü erkeklerin %77’si, köylü kadınların ise %92’si okur-yazar değildi. Yurtsever ve devrimciler bu tarihlerde ulusal eğitimin köyden başlamasını düşünmeye başlamışlardı. İlk adım 1926 da Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati tarafından Köy Muallim mektepleri açılarak atılmıştı.  1936 da deneme amaçlı başlayan Köy Enstitüleri, 1940 yılında yasallaşarak köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla beş yıllık eğitim kurumu haline gelmiştir. Bu sistem öğrencilerini köylerden seçiyor, mezun olan öğretmenler öğretmenlik yanında köyün sosyoekonomik kalkınmasına katkıda bulunacak bilgilerle donatılıyordu. Kurulan 22 adet Köy Enstitüsü Anadolu’nun çeşitli yörelerinde binlerce Cumhuriyet devrimcisini yetiştirmiş ve bu devrimciler derecesi ve gücü ne olursa olsun bugünkü Cum...

Harbiyelilik

Resim
Harp Okuluna Kuleli’den, Erzincan’dan, sivilden gelen herkes eşitti.  Gençliğimize HARBİYE aşısı yapılmış, ölümsüz silah arkadaşlığı filizlenmişti.  Bu dostluktan, kardeşlikten öte bir şeydi. Askeri liselerin ruhundan gelip iki yıl içinde bizi birbirimize bağlayan o eşitlik çok güzel bir kardeşlikti! Bize bu duygu ve düşünceleri verenler, çoktan beyaz atlarına binip gittiler. Onlara uğurlar olsun.  Ne ki, biz de tek tek bazen seyrek bazen dirsek temasında gitmeye başladık.  Neydik ne olduk? “Eşitler içinde eşittik.” Memleketin her yerinden gelmiş seçme eşitlerdik.  Sonra çalışkanlık, hırs, görev bilinci ve askerliğin, komutanlığın diğer özellikleri girdi devreye. Kimimiz erkenden emekli oldu, kimimiz kadrosuzluğu bekledi, kimimiz general oldu. Ama kaç yaşında olursak olalım üniformamızı çıkartırken biraz da derimizin soyulduğunu hissettik.  Hiçbir meslekte olmayan bir duyguydu bu. Hiçbir meslekte olmayan bu eşitlik bedenlerimizi de sonunda eşit kıldı. Zaten...