Kayıtlar

AÇI-LIM

"Tam 25 yıl süren, binlerce cana, yüz milyarlarca dolara, bir bölgenin mezra, köy, belde ve ilçe olarak altüst olmasına sebep olan ve bütün bunları Anadolu topraklarında bağımsız bir Kürdistan kurmak için yola çıkıp, şimdi de daha alt statülere razıymış gibi görünerek saf ve hafif akıllılara yutturmaya kalkan, köy kurnazları." "Devlete silahla başkaldıran ve meseleyi 25 yıl sonunda şu son bir aydır Kürt açılımı seviyesine getirin. Siz aslında ipleri batıda olan Türkiye'deki tahta oyuncaklarsınız. Asla ve kata Türkiye de yaşayan Kürt kökenli vatandaşları temsil etmiyorsunuz. " "Siz; taklitçi, buyrukla iş yapan, ufukları dar, kopyacı, statükocu siyasi yönetimler sayesinde şimdiki şımarıklık düzeyinize geldiniz. Her mücadele bir üstünlük kompleksiyle, yenilgi ve denkliği kabul etmemekle kazanılır. İç destekçileriniz ile siz bunu görmediniz. Kürt açılımıymış. Bu söz küçük trampetçi kız romanı okuyanlar ile keçi boyunuzu yemeye şükreden, orta kırat adamlara iyi ...

SORULAR, SORGULAR, SORUŞTURMALAR...

Albay geleceği olan birisi… Çalışkan, öğretmen okulundan Harbiye’yi kazanmış, Deniz Piyade olarak mezun olmuş, Harp Akademisini ve dışarıdan bir enstitüyü bitirmiş. Komutanlıklar yapmış ve karargâhta kendisine önemli görevler verilmiş... General olabilecek değerde görünüyor. Tarihin en uzun Milli Güvenlik Kurulu toplantılarından biri yapılırken ( iyi ki de yapılıyor, yapılamayabilecek gibi görülüyor ileriki zamanda..) söz konusu Albay Dursun Çiçek 7 devre arkadaşı Albaylarla birlikte sorgulanıyor ve sorgu sonunda yalnız o tutuklanıyor. Sorgulama nedeni, askeri savcılıkça görülmeyen terör örgütü şüphesi... Tutuklanma nedeni, terör örgütü üyesi olmak... Hangi örgüt? Ergenekon terör örgütü! Kim tutukluyor? Cumhuriyetin savcısı dedikleri Zekeriya Öz! Alb. Çiçek'in devre arkadaşlarına, astlarına ve Komutanlarına onun için nasıl biri, nasıl bir subay diye sorduğumda alacağım yanıtları çok merak ediyorum. Bu şaheser medyamızda da tek bir fotoğrafından başka bir resminin yayınlanmaması da...

NE YAPMALI? (Gene ayni soru!)

Bu Hükümetin hükmettiği falan yoktur, inanmayın! Bu hükümet beş yıldır Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmiyor, devleti yiyip bitiriyor. Gündemi elinde tutmasını çok iyi beceren Tayyip ve ekibi Türk insanının neyi isteyip neyi istemediğini de gayet iyi biliyor. Nasıl hükümet olduğunu da altıncı yılında unuttuk gitti. Bu cihanda onların meşrulukları tartışılmadı mıydı? Demokrasi korkutmasıyla devlet yok ediliyor, özgürlükler adı altında millet bölünüyor, laiklik ortadan kaldırılıyor, güncel olaylarla halk oyalanıp uyutuluyor. Satılmışı da vatanseveri de gazetelerin ve televizyonların tamamı asker ve hükümet arasındaki olayları pompalıyor ve dedikodu üretiyorlar. En yaşlı ve en yurtsever bildiğiniz yazarın yarınki yazısına bir bakın, dedikodunun çözüm üretmenin yerine geçtiğini göreceksiniz. Bu akşamki çanak sorulu oturumu da izleyin zamanınız çatarsa, bol bol güleceksiniz... Beş yıldır bu hükümet işsizlere yeni işsizler katmaktan (%24), vatan topraklarını satmaktan (%50) ve milli eğiti...

Gazete "CUMHURİYET" olmalıdır.

Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün buyruğuyla kurulan tek gazetedir. Son birkaç yıldır üzülerek görmekteyiz ki Cumhuriyet Gazetesi Kemalist tutumunu ve sosyalizm yolundaki işlevini yitirmekte, giderek değişmekte ve diğer bulvar gazetelerine benzemektedir. Bu kötü benzeşmenin, kötü gidişin ve tehlikenin farkında olan birçok gazete okuru olduğunu bildiğim için sizlere bunları yazıyorum. Bakın, Haluk Tarcan “Ne oluyor? Cumhuriyet erozyona mı uğruyor?.. Yoksa misyonu mu sona erdi? Belki de ihtiyarladı, yoruldu, nefesi kesiliyor…” diye soruyor. Banu Avar,“Cumhuriyet gazetesi, elindeki mücevherleri bir bir harcayan yoksulluğa mahkum yaşlı saraylı kadın görünümünde. Olmayacak kişilere güveniyor, olmayacak kişilere yazdırıyor, olmayacak kişileri sayfa dışı bırakıyor...” diyor. Serdar Ant,“Gazetemizde reklam ve ilan değil, yurtsever aydınlarımızın ciddi ve içerikli yazılarını okuyalım. ‘Ek’ adı altında özel şirketlerin tanıtım broşürlerini değil de Strateji dergisini her hafta yeniden ...

MİTİNG

Miting dediğimiz olay insanların sokaklara güruh halinde dökülüp bağırıp çağırması mıdır? 14 Mayıs 1919 gecesi İzmirlilerin maşatlıkta toplanmaları ve ertesi günkü işgali telin etmeleri vatansever kişilerin örgütlü korumalığında olmamış mıdır? Türk Ocağının İzmir Şubesi örgütlememiş midir o mitingi? İşgal mukadderdir, Vali ve Kolordu Komutanı teslim bayraklarını açmışlardır ama başkaldırmak da mukadderdir. O gün başlatılan başkaldırıda mitingi düzenleyenler (öğretmenler, gazeteciler, subaylar ve esnaf) bakın her yöne çektikleri telgrafta ne demişler: “İzmir ve Aydın Vilayetlerinde yaşayan nüfusun büyük çoğunluğu Türk’tür ve Wilson Prensiplerinin 12nci maddesine göre bu vilayetlerde başka bir milletin yönetimi kabul edilemez. Bildirgenin altında isim ve imzası bulunan kişi, kurum ve kuruluşlar, milletler Cemiyeti’ni oluşturan devletlerden adalet bekliyor ve bu vilayetlerdeki Türk egemenliğinin kaldırılmayacağına inandıklarını belirtmektedirler. Bu vilayetlerdeki bütün Türkler, insanca...

SİYASAL YELPAZE VAR MIDIR?

DEMOKRASİ YOKTUR Siyasal yelpazeyi artan sıralamaya göre tekrarlayacak olursak; Solcular sosyal demokrat, çevreci, bazen feminist, küreselleşme karşıtı, sosyalist, komünist ve de en sonunda anarşist düşüncelerin çizdiği doğrultu üzerinde toplananlardır. Sağcılar ise liberal sol, liberal, kapitalist, milliyetçi, muhafazakâr, dinsel ve aşırı dinsel düşüncelerin çizgisindedirler. Bu durumda son yerel seçimlerdeki CHP’yi sol yelpazedeki herhangi bir yere yerleştirebiliyor musunuz? Uygulamaları ve söylemleriyle CHP solcu değildir, solculuk taklidi yapmaktadır. Ne yazıktır ki günümüz Türkiye’sinde sol görüşlü büyük bir siyasal parti olmadığı gibi solcu politikaları uygulayabilecek partileri destekleyip oy verecek sol görüşlü seçmen de yoktur! Bu sağ yelpaze için de böyledir. Konumuz değil ama sağ yelpazede de AKP’de bulunmamaktadır. Çünkü o da sağcılığın gereklerini yerine getiren bir parti değildir. Ulusal eğitimin çarpık olduğu bir ülkede siyasetin de çarpık olması doğaldır. Merkez sol ...

BELEDİYE BAŞKANI SEÇMEK YAŞAMSALDIR!

Adaletsiz seçim Kentte yaşayanların ve kentini benimsemiş olanların büyük çoğunluğu kent yönetiminde söz sahibi olmak isterler. Bu dünyanın irili ufaklı bütün yerleşim yerleri için böyle olmuş ve böyle olmaktadır. Bizlerin toplumsal yaşamdan yararlanmamızı, kentten zevk almamızı, kısaca kendi kentimizde sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürebilmemizi kent yönetimleri sağlar. Bunun için en uygun yol da o kent insanlarının temsilcileri olabilecek yönetici adaylarının içinden en iyilerini seçebilmeleridir. Memleketimizde yıllardır Belediye Başkanı seçilen yurttaşlar seçildikten sonra kentin gereksinimlerini saptarken daha bir göz boyamacı uygulamalara öncelik veriyorlar. Genelde bir sonraki seçimlere yatırım yapmaya çalışıyorlar. Bunun hep böyle olmasının asıl nedeni, halkın yönetime doğrudan ya da dolaylı olarak katılmadığı / katılamadığındandır. Halkın katılamadığı ve temsil edilemediği seçim sistemleriyle yıllardır seçim yapılmaktadır. Hem ulusal hem yerel yönetimler bu haksız seçim kanunl...