Kayıtlar

YURTSEVERLİK BİLİNCİYLE AYAĞA KALKMALIYIZ!

Hala konuşuyoruz, yazışıyoruz ve seyrediyoruz... Apo'nun talimatını uygulayanları, AB'nin isteklerine boyun eğenleri ve ABD'nin emirlerini yerine getirenleri seyrediyoruz. Onları sessizce seyreden milletimize de kızıyoruz. Peki yıllardır biz ne yapıyoruz? Birbirimizi beğenmiyoruz, birbirimizi küçümsüyoruz. "Ben daha vatanseverim" deyip tek bir siyasal çizgide birleşemiyoruz. Her birimiz, ayrı ayrı ve rengarenk kendine uygun partiler kuruyoruz ... Biz hep konuşuyoruz eylemi de karşı devrimciler yapıyor. İsterlerse sınırdan dışarı gidiyorlar, isterlerse sınırdan içeri giriyorlar... Davul zurna hep onlara dönük çalıyor! 1921 Temmuz'unda gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa; "Dikkatli olmalıyız. Bu memleketin vatanseveri kadar haini de vardır..." demiş. Biz de dem çekip dinlemişiz, o kadar! Çok satmaya meraklı gazetecilerden ve deneyimsiz millicileden medet ummuşuz da şimdi oturup ağlamaya durmuşuz... Nasıl bu hale geldiğimizi hepimiz biliyoruz ama nasıl ...

DOĞUM

Her doğum bir sevinçtir demişler. İyi demişler, doğru demişler… Bu sabah daha güneş etrafı aydınlatmadan erkenden kalktım. Özellikle bugünün sabahını yaşamak ve güneşin doğuşunu görmek için saatimi sabahın karanlığına kurmuştum. Uyandım, yüzümü yıkadım, kendime bir çay koyup balkona çıktım ve karanlık ufka bakarken çayımı içip güneşi bekledim. Bütün kenti kuş bakışı gören bir balkondayım. Güneşin parlamaya başlayan ışığı güçlendikçe Boğazın üzerindeki büyük köprünün renkli ışıkları ve kentteki diğer parlak lambaların ışıkları kendiliğinden zayıflıyor ve yavaş yavaş sönüyor… Biraz önceki alaca karanlıkta tek başına parlayan kuzey yıldızı, önce beyazlaşan sonra da mavileşen gökyüzünde birden bire kayboldu. Oysa daha demin, ufuktaki dağların üzerine kırmızı şal çekilmeye başlandığında, gökyüzünde asılı duran ışıklı bir lambaydı. Gökteki kümülüs bulutları griliğin içinde hareketsiz, siyah lekeler gibi serpilmişlerdi. Sonra gökyüzü mavileşirken onlar da büyük ve beyaz bir dantele dönüştüler...

TARİH KİMİ YARGILAYACAK?

Size, aşağıda cesurca ve doğruların harman edildiği bir yazı sunuyorum. Bu günkü Cumhuriyet gazetesinin manşetini görünce şaşırmıştım. İşi gücü bırakıp veryansın etmek gerek buna derken, gelen yazı duygu ve düşüncelerime tercüman oldu. Manşet: "Tarih Onları Yargılar" Kim demiş? Yaşar Kemal. Kimleri kastetmiş, anlayamadım. Tarih Kürtleri mi, Türkleri mi yoksa bunların saflıklarından nemalananları mı, Haluk Gerger'leri mi, Tayyip Erdoğan'ları mı, yoksa bu işe dışardan takoz koyanları mı? Kimi tarih yargılayacak öğrenemedim. İşte asimetrik harbin içinde uygulanmakta olan psikolojik harekat planı eklerinden örnektir bu manşet... Planlayanlar da uygulayanlar da sanatçı ve bilim adamlarının ağzından çıkan herşeyin doğru olduğunu, çünkü onların Tanrının bir parçası olduklarını ve de bizim söyleyemediklerimizi söyleyebildiklerine inanmışlar. Oysa sanatçı veya bilim adamı kime denir, bilmiyorlar. Yaşar Kemal ne diyor? "Ben sadece kendi vicdanımı temsil ediyorum!" diy...

KÜRT DE BİZİZ TÜRK DE BİZİZ. PEKİ, BİZ KİMİZ?

AYDIN DENENLER Bu memleketin genelkurmay başkanı konuşunca çok kızıyor bazılarımız da edebiyatçıları, müzisyenleri, ressamları ve heykeltıraşları konuşunca neden kızmıyorlar? Sanatçıların bu siyaset üstü ve aydın tavırlı konuşmalarına da ben kızıyorum. Sizi bilmem? Bu dünyada insanların çoğunun yapamadığı hoş şeyleri yapan, göremedikleri güzellikleri gören ve söyleyemedikleri doğruları bir çırpıda söyleyebilen kişilere sanatçı denir. Onlar temiz, saf ve dürüsttürler. Dediklerine güvenilir. Bir sanatçı, Türkler bir milyon Ermeni’yi kesti, iki milyon Kürdü öldürdü, beş milyon Rumu da sürdü derse, gerçekleri bilmeyen dünyalılar ona inanırlar… Çünkü sanatçılar, yarattıkları eserlerle diğer insanlardan daha çok Tanrıya benzediklerinden dünyayı daha çabuk kandırırlar… Laf aramızda, komutan ben olsam sanatçıları –bilinçli, bilinçsiz- psikolojik savaşın askerleri yaparım. Sonra şu aydın meselesi nedir? Bütün sanatçılar aydın da bütün cerrahlar, kimyagerler, veterinerler aydın değil mi? Bizim ...

AÇI-LIM

"Tam 25 yıl süren, binlerce cana, yüz milyarlarca dolara, bir bölgenin mezra, köy, belde ve ilçe olarak altüst olmasına sebep olan ve bütün bunları Anadolu topraklarında bağımsız bir Kürdistan kurmak için yola çıkıp, şimdi de daha alt statülere razıymış gibi görünerek saf ve hafif akıllılara yutturmaya kalkan, köy kurnazları." "Devlete silahla başkaldıran ve meseleyi 25 yıl sonunda şu son bir aydır Kürt açılımı seviyesine getirin. Siz aslında ipleri batıda olan Türkiye'deki tahta oyuncaklarsınız. Asla ve kata Türkiye de yaşayan Kürt kökenli vatandaşları temsil etmiyorsunuz. " "Siz; taklitçi, buyrukla iş yapan, ufukları dar, kopyacı, statükocu siyasi yönetimler sayesinde şimdiki şımarıklık düzeyinize geldiniz. Her mücadele bir üstünlük kompleksiyle, yenilgi ve denkliği kabul etmemekle kazanılır. İç destekçileriniz ile siz bunu görmediniz. Kürt açılımıymış. Bu söz küçük trampetçi kız romanı okuyanlar ile keçi boyunuzu yemeye şükreden, orta kırat adamlara iyi ...

SORULAR, SORGULAR, SORUŞTURMALAR...

Albay geleceği olan birisi… Çalışkan, öğretmen okulundan Harbiye’yi kazanmış, Deniz Piyade olarak mezun olmuş, Harp Akademisini ve dışarıdan bir enstitüyü bitirmiş. Komutanlıklar yapmış ve karargâhta kendisine önemli görevler verilmiş... General olabilecek değerde görünüyor. Tarihin en uzun Milli Güvenlik Kurulu toplantılarından biri yapılırken ( iyi ki de yapılıyor, yapılamayabilecek gibi görülüyor ileriki zamanda..) söz konusu Albay Dursun Çiçek 7 devre arkadaşı Albaylarla birlikte sorgulanıyor ve sorgu sonunda yalnız o tutuklanıyor. Sorgulama nedeni, askeri savcılıkça görülmeyen terör örgütü şüphesi... Tutuklanma nedeni, terör örgütü üyesi olmak... Hangi örgüt? Ergenekon terör örgütü! Kim tutukluyor? Cumhuriyetin savcısı dedikleri Zekeriya Öz! Alb. Çiçek'in devre arkadaşlarına, astlarına ve Komutanlarına onun için nasıl biri, nasıl bir subay diye sorduğumda alacağım yanıtları çok merak ediyorum. Bu şaheser medyamızda da tek bir fotoğrafından başka bir resminin yayınlanmaması da...

NE YAPMALI? (Gene ayni soru!)

Bu Hükümetin hükmettiği falan yoktur, inanmayın! Bu hükümet beş yıldır Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmiyor, devleti yiyip bitiriyor. Gündemi elinde tutmasını çok iyi beceren Tayyip ve ekibi Türk insanının neyi isteyip neyi istemediğini de gayet iyi biliyor. Nasıl hükümet olduğunu da altıncı yılında unuttuk gitti. Bu cihanda onların meşrulukları tartışılmadı mıydı? Demokrasi korkutmasıyla devlet yok ediliyor, özgürlükler adı altında millet bölünüyor, laiklik ortadan kaldırılıyor, güncel olaylarla halk oyalanıp uyutuluyor. Satılmışı da vatanseveri de gazetelerin ve televizyonların tamamı asker ve hükümet arasındaki olayları pompalıyor ve dedikodu üretiyorlar. En yaşlı ve en yurtsever bildiğiniz yazarın yarınki yazısına bir bakın, dedikodunun çözüm üretmenin yerine geçtiğini göreceksiniz. Bu akşamki çanak sorulu oturumu da izleyin zamanınız çatarsa, bol bol güleceksiniz... Beş yıldır bu hükümet işsizlere yeni işsizler katmaktan (%24), vatan topraklarını satmaktan (%50) ve milli eğiti...