Kayıtlar

LEYLEKLERDE GİTTİ

Resim
Büyüklü küçüklü, anneli, babalı, kardeşli, teyzeli, dayılı binlerceydiler. Leylekler, bu gün saat 14oo sularında Büyükada ve Kınalı istikametinden geldiler. Önümüzde, Marmara Denizinin yüzeyinde bir süre dinlendiler. Bu yaşımda leyleklerin martı sürüleri gibi denizin yüzeyinde dinlenmelerini ilk kez gördüm. Bizim evin üzerinen, poyrazdan istifade döne döne ve süzülerek kuzey doğuya doğru gittiler. Gelip geçmeleri on beş dakika sürdü. On bir aylık torunum öğlen uykusundaydı, Avrupa'dan gelip Afrika'ya giden leyleklerin göçünü bu yıl göremedi. Gelecek yıl daha bilinçli olarak görmeli... Koruköy'deki tuttuğumuz yazlık eve henüz yeni yerleştik. Bunaltıcı sıcaklardan sonra yazın tadına varabileceğiz derken, leylekler gitti. Göç kolunun başındakiler hızlı, ortasındakiler dingin, sonundakiler yorgundu sanki... Bulgaristan tarlalarının selamını getirip, Marmara'nın selamını Suriye çöllerine götürüyorlardı. Akşam üstü denize doğru bakıp "Leylekler de gitti!" dedim...

KURŞUNA DİZİLEN 102 SUBAY

Subaylar İmam Hatip Mekteplerinde ve Amerikan Kolejlerinde öğrenim görmezler. Doğruluk, mertlik, şeref, görev ve vatan üzerine Harbiye’de eğitim ve öğrenim görürler. Subayların bu gibi kavramlardan ödün vermeyen sert ve dik duruşları insanlık tarihi boyunca siyasetle ilgilenen din simsarlarını, mandacı okur-yazarları ve anamalcı tüccarları rahatsız etmiştir. Bu dünyanın her yerinde hep böyle olmuştur. Birileri vatanını savunmak için ölürken, bir başkaları da bir çift kadın memesi için, bir diğer başkaları da para için ölürler. Bizim memlekette 19 Mayıs 1919’dan beri subaylarının Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Türk Subayları, “müesses nizam”ı korumak ya da “statüko”yu kollamak için değil, Başkomutandan aldıkları vatan sevgisi, ondan öğrendikleri millet saygısı ve inandıkları devlet varlığı için ölürler. Osmanlı yıkılırken yeni devleti kuranlar da, güzelim memleketi kurtaranlar da subaylardır. Bir daha yineleyelim: Bu topraklar üzerinde yaşayan halklara Türk Milleti denir. Türk ...

“Hayır!” diyeceklerin sandıktan önceki görevleri

Türkiye’de 12 Eylül 2010 Pazar günü önemli bir halkoylaması yapılacaktır. 42.629.733 kişi, 134.700 adet sandıkta oy kullanacaktır. Bu oylama, bilindiği gibi mevcut Anayasa’nın değişen maddelerinin oylanması değil, mevcut iktidarın mevcut rahatlıkla iktidarını sürdürüp sürdüremeyeceğinin oylamasıdır. Anayasa’nın değişecek maddelerini gelecek kuşaklar ve gelecek iktidarlar yeniden değiştirebilirler. Hatta ilerde yepyeni bir Anayasa uygulamaya konulabilir. Bunların hiçbirinin önemi yoktur. Önemli olan AKP’nin halkına zalim, yönetimine cuntacı ve dış ilişkilerde mandacı bir parti olduğunu memlekette kaç kişinin görebilmekte olduğudur. Önemli olan siyasal gücün zorbalaşmasını önlemektir. İlerisi için yönetim hesapları yapanlar yönetimlerden hesap soramazlar. Hesap sormak, iktidar hesapları içinde olmayan halkın işidir. AKP bu halkoylamasının iktidardan hesap sorma aracına döneceğini önceden kestirememiştir. İktidar hata yapmış, halkoylamasını önerdiği için pişman olmuştur. Bizler yeni bir ...

OHAL istemeyen demokrat Komutanıma

Hadi bunların ekseni kaydı diyelim Sayın Komutanım, peki ya sizin, sizin beklentiniz nedir? Hakkari’ye giriş çıkışları hala bölücü örgüt kontrol edebiliyor mu? Ediyor? Oralarda, gündüz gözüyle bir köyden bir köye vatandaş güvenlikle seyehat edebiliyor mu? Hayır! Tam J.Tğm. Cumhur’un şehit eşinin töreni saatlerinde İzmir’in başka bir köşesinde Sebahat Tuncer adlı terör örgütü mensubu İzmir’deki kürt kadınlarını katmış önüne -nerden uydurdularsa- kadınlara tecavüz konusunda yürüyüş yapacağız diye tutturabiliyor mu? Evet! Ana muhalefet coştu gidiyor… O da daha şimdiden seçim yatırımları yapıyor. MHP ile yapacakları koalisyonun hayallerini görüyor. Recep Beyi meydanlarda alkışlayanların gözleri torpil, rüşvet ve irtikâp dışında bir şey görmüyor ve de yurtseverlikten başka suçları olmadığı bütün dünyaca kabullenilen askerler, siyaset adamları, gazeteciler ve bilim adamları Silivri zindanlarında çürümeye devam ediyor… Ne bekliyorsunuz komutanım? Emekli olmayı ve köşenize çekilmeyi...

27 MAYIS 1960 HAREKATINDAN GÜNÜMÜZE

"Ders alınmalıdır!" 24 Haziran 1960 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan törende Milli Birlik Komitesi üyesi 38 kişinin her biri ayrı ayrı şu yemini etmişti: “Bir karşılık beklemeden, ahlak, adalet, hukuk ve insan hakları prensiplerinden ve vicdani kanaatlerimden başka bir sınırla bağlı olmaksızın, kendimi Türk Milletine adadım. Vatanın ve milletin mutluluğuna ve milletin egemenliğine aykırı bir ülkü gütmeyeceğim. Demokratik Cumhuriyeti yeni Anayasaya göre düzenlemek ve iktidarı yeni Meclise devretmek ülküsüne bağlılıktan ayrılmayacağım. Bunun için şerefim, namusun ve mukaddesatım üzerine ant içerim…” Aradan bir insan ömrü kadar süre geçtikten sonra her kesimdeki okur-yazarın 27 Mayıs 1960’a nasıl baktığını biliyoruz. Şevket Süreyya Aydemir’in “İhtilalin Mantığı” ile Abdi İpekçi ve Ömer Sami Coşar’ın birlikte yazdıkları “İhtilalin İçyüzü” adlı kitap, 27 Mayıs ile ilgili yazılan bütün kitapların en önemlileridir. Bu iki kitabı bütün yurtseverlerin tekrar okunması gere...

CHP KURULTAYI SONRASINDA HAYALLERİM VAR

Deniz Baykal bitti artık demiştik. Aradan henüz altı gün geçtiğinde bu kadar da hızlı biteceğini kestiremediğimizi anladık. Şimdi ona yıllardır biat edenler, yarın yapılacak kongrede fotoğrafını koyalım mı koymayalım mı diye tartışıyorlar. Siyaset ne kadar acımasız! Hemen ipe çekiveriyorlar adamı. Tarih çok acı şeyler yazacak ve buna da demokrasi tarihi diyecekler… Bizden sonraki kuşaklar, otuz yılda yetişen bir önderin bir haftada bitişini araştıracaktır mutlaka. Sonra önderine karşı diklenerek yeni bir parti kuran, üç ay hapisliğinden istifadeyle popülizmin daniskasını sürdüren, şiirler okuyan, ağlayan, ağlatan, tarikat ve cemaatleri çok iyi kullanan ve seçimlerde hülleyle milletvekili olup on yıl memlekete başbakanlık yapan bir siyaset adamını da inceleyeceklerdir ilerde gençlerimiz… Kimse kimseyi döneklikle, hainlikle, AB ve ABD mandacısı olmakla suçlamazsa ve küskünlükler kindarca sürdürülmezse eğer, kimse öküz altında buzağı aramaz, suyun yön değiştirişini hep Amerika’dan bilmez...

TÜRKİYE CUMHURİYETİNE ERMENİLER ÜZERİNDEN SALDIRILAR

ERMENİ KONUSU Önce şunu vurgulamalıyım: “Ermeni sorunu” değil, “Ermeni konusu” dememiz daha doğru olacaktır. Yıllardır bu konuya “Ermeni Sorunu” deyip, yirminci yüzyılın başından günümüze kadar geçen sürede Ermenilerin başkalarına başkalarının Ermenilere yaptıklarını sorun haline getirmiş olduk. Oysa Ermeni konusu dediğimiz konuya “sorun” olarak baktığımızda ve değerlendirdiğimizde iki millet arasında sorun varmış ve hatta bu sorunda Ermeniler hep haklılık kazanmış gibi bir görüntünün ortaya çıkmasına neden olduk. Konuyu dillendirenlere de yardımcı olduk. Ermeni tehcirinden yabancı parlamentolarda konuşulanlara kadar içinde Ermeni geçen bütün söylemleri, büyük Türk milletinin ve güçlü Cumhuriyetin bir meselesi, bir sorunu olarak değil, bir konusu olarak ele almalıyız. Ermeni konulu saldırılara Türk siyaseti ve bürokrasisi, “Ermeni sorunu” diye yaklaştığında, Türkiye bindiği dalı kesmekte, Gümrü, Moskova ve özellikle Kars Antlaşmasının varlığını, geçerliliğini tartışmalı duruma sokmakt...