Kayıtlar

DÜŞMAN TUNA'YI ATLADI / KARAKOLLARI YOKLADI.

OSMAN PAŞA'NIN KOLUNDA / BEŞBİN TOP BİRDEN PATLADI   1960'ın Nisan ve Mayıs aylarında kışladan dışarı çıkartmadılar bizi. Dört kulesinden de İstanbul'un tamamı ve Boğazın giriş, çıkışı seyredilebilen Selimiye Kışlası okulumuzdu. Bizler, askeri orta okulda miniminnacık askerlerdik, on iki, on üç, bilemedin on dört yaşlarında. İstanbul'da annesi babası olan evciler bile çıkamamıştı. Sıkıyönetim diyorlardı... Sonra, bir gün taa Beyazıt Meydanı'ndan sesi kışlanın kocaman pencerelerine kadar gelen bağırışlar duyduk. "Tuna nehri akmam diyor / etrafımı yıkmam diyor / Şanı büyük Osman Paşa / Plevne'den çıkmam diyor. Olur mu böyle olur mu / kardeş kardeşi vurur mu / Kahrolası diktatörler / Bu dünya size kalır mı? " Türkü, hoştu... Sonra, 28 Nisan günü Turan Emeksiz adında 20 yaşında bir abiyi vurdular Beyazıt Meydanı'nda... Okul Komutanı Ferit Erdoğan o gün yaptığı konuşmada hepimize: "Evlatlarım, sizler bize ailelerinizin ...

GÖRÜŞ DOSTU OL, KIYAS OĞLANI DEĞİL!

Resim
Hafızalarımızı Akepe'ye teslim etmeyelim. Onlar karşı devrimcidir. Bunu bilelim! Onlar bu çarpık siyasal yasalarla başımıza gelmiş yalancılardır. Bunu görelim! Onların muhalefeti olan CHP ise gaflet, delalet ve de hıyanet içindedir. Bunu da duyuralım yedi cihana! Bu hükümet, bu ucube yasalarla bu halkın dörtte birinden -kazayla ve de Yılmaz, Ecevit ve Bahçeli yüzünden- aldığı oylarla meclisin % 65 ine sahip olmuş, iki yıldır da devletin tamamını ele geçirmiştir. Devletin mallarını, ulusun değerlerini ve yurdun topraklarını haraç mezat satmaktadır. Buna da bir Allah’ın kulu ses çıkarmamakta, herkes seyretmektedir. Bu şuursuz seyirci kitlesinin içinde biz askerlerde (eski-yeni askerler) varız. Seyrediyor ve mesleki değerlerimiz ve alışkanlıklarımız gereği sesimizi çıkarttığımızda sanki komutanına itaatsizlik eden asker durumuna düşeceğimiz korkusunu devam ettiriyoruz. Oysa bu ulusun her devinimi, her reform hareketi ve her devrimi askerlerin cesaretiyle meydana gelmiştir. Muvaz...

SORULARI SORABİLMEK

“Zamanımızı / Zamanında öğrenemediniz / Gördükleriniz / Başka bir zamanı, mekânı gösterdi…” Süreyya Berfe   Kimlerin konuşması, bağırması, tepki koyması, bayrak açması, hapishane kapıları önünde koçbaşı görevi yapması gerekir? Kimlerin ilk tepkiyi ve daha sonra sürekli desteği vermesi gerekir? Bu sorular önemlidir. Üç yüz küsur general ve kurmay subay, haksız ve kalleş kumpaslarla yıllardır eziyet içindedirler ve büyük bir kısmı devleti yönetenler tarafından resmen esir alınmıştır. Hal böyleyken, birbirine çocukluklarından beri bağlı ve birlik beraberlik içinde olan emekli subay kitlesiyse devamlı sessizdir. Kitlesel sessizlik, birilerinden (eski muhataplardan) öç almaktan başka bir şey değildir. Hem de sessizce, oh olsun demeden ve belki de acıyarak öç almaktır bu sessizlik… Dışarıdaki emekli askerler neden sessizdir? Uzun yanıta kısaca bakalım.   YAŞAM TARZI, BELİRLEYİCİDİR Birincisi, yaşam tarzlarıyla ilgilidir. Subaylar tahlillerini “yaşam” üzerine değil...

PERİNÇEK ANCAK ŞİMDİ Mİ?

Resim
Cumhuriyet gazetesine günaydın! Gazete okurları, İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’in fotoğrafını birinci sayfanın üstünde beş yıldır ancak görebiliyor. Duygudaş okurlar, başka gazetelerde gördüklerini kendi gazetelerinde görmezlerse bunun sorgusunu hemen yaparlar. Ayrıca habercilikte ilginç bir olayın duyurulması ise zorunludur. Sözünü ettiğimiz haber bu kuraldan kaynaklanan bir haberdir. Bir siyasal kişinin duruşma salonundaki savunma konuşmalarında suç unsurlarını bulup, çıkartmak ve ona asıl dava dışında 24 yıl hapis cezası vermek ilginçtir. Tamam! Peki, bir siyasal parti önderinin tam beş yıldır tutuklu bulundurulmasına tepkisiz kalınması daha ilginç değil midir? İki gazeteci hücrede diye yürüyüşler düzenleyenlerin, benzer davalarda içerde olanlardan 12 kişinin aylardır hücreye çekildiklerini akıllarına getirmemeleri ilginç değil midir? İşçi Partisi’nin bütün yöneticileri ya tutuklanmış ya da dışarıda susmaları için önlemler alınmışsa bu ilginç değil mi...

MGK'nun 28 Şubat 1997 TARİHLİ BİLDİRİSİ

     Aşağıdaki bildiri, o günlerdeki bir çok tehdidin yolunu kapatmıştı. Ne yazık ki, şimdiki Akepe'nin de yolunu açmıştır. Hiç bir müdahale, darbe ya da ihtilal, masum değildir... Bu tamam! Tamam olmayan ve anlamadığım iki şey var: Bir; o başı bağlı milletvekili Merve Kavakçı ve o refahlı iki meczup milletvekili şimdi nerededirler? İki; o günkü bazı siyasetçiler neden bu gün de hala siyasetle iştigal ederler? Üstelik gene namus ve demokrasi havarisidirler... Milli Güvenlik Kurulunun 28 Şubat 1997 tarih ve 406 Sayılı Kararına Ek-A (rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler) : 1-     Anayasamızda cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan ve yine anayasanın 4'üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılm...

AKEPE GİDİCİDİR...

Van depremi sonrası ölen ölmüş, gerideki depremzedeler ise ortalıkta kalmıştır. Ne bölücülüğü kullanan belediye ne de palavracılığı bırakmayan bir merkezi yönetim, ölenlerin yakınlarına, kalanların bebelerine sahip çıkamamıştır. Yanarak ölen bebelerin, donarak ölen anaların hesabını vermeye kimse yanaşmamaktadır. Hükümet hükmedememekte, muhalefet denetleyememektedir. Türk Ordusuna mihnet etmemek için Kızılay’ın brandadan çadırlarına binlerce aileyi yerleştirenler, yardımların nereye gittiğinin hesabını veremeyenler ve bunlara hesap soramayanlar bu memleketin kaderi değildir. Türk Ordusunu halkla temas ettirmemek uğruna Vanlılar sahipsiz bırakılmıştır. Uludere ve Gülyazı’da meydana gelen felaketin ana temelinde yatan işsizliğin ve cehaletin araştırılması yerine her siyasal partiden heyetler halinde milletvekilleri gidip ora köylerinde heron denen insansız hava araçlarını aramakta ve gelecek seçimlere yatırım yapmaktadırlar… 34 gencin cenazesi kaldırılırken bir gecede nasıl PK...

HAYDARPAŞA!

Resim
Bizim çağımızdaki her Anadolu insanı gibi ben de İstanbul'u ilkin on bir yaşımda Haydarpaşa garının merdivenlerinden görmüştüm. Babam benimle birlikte köyden yedi sekiz çocuğu yatılı okul sınavlarına getirmişti... Dizi dizi raylara,onca trenin ta uzaklardan gelip tamponladığı duvarlara, özenle döşenmiş yerlerdeki beyaz mermerlere ve sonra iç süslemelerine kafam havada bakarken, sütuna küt alnım çarpmıştı. Babamdan arkadaşlarımın içinde iyi bir azar işitmiştim. Şimdi buraları satıyorlar. Tarihi, bir kentin tarihini satmak bu kadar ucuz olur mu? Üstelik buna benim insanlarımın dışında kimse üzülmez, kimse vahlanmaz mı? Bu günlerde bizim kuşak hep hayretler içindeyiz zaten... Önce yaktılar. Sonra trenleri geçici sokmadılar gara. Şimdi de hızlı tren boyamacılığı ile trenlerin gara gelişini temelli kaldırıyorlar. Alıştırıyorlar... Fettah Taminceler ihaleye girmeğe hazırlanıyor. Birazdan büfeler kalkacak. Şehir hatları o güzelim iskeleye uğramayacak. Yarın ya da öb...