Kayıtlar

DEVLETİ TESLİM ALAN, BEYAZ FAŞİZM'DİR!

Resim
Yaşadığımız günler, tarihe “Beyaz Faşizm!” olarak geçmek üzeredir... Tuz beyaz, pirinç beyaz, un beyaz, makarna beyaz, eşyalar Tunceli’de beyaz, Genelkurmay Başkanlarının saçları beyaz, alnımıza doğru bu kış günü yağan kar beyaz... Beyaz faşizmle yönetilen rejimde yaşayanların bilmesi gereken bir şey var; çok konuştuğunuz, yazdığınız için sizi zindana attıklarında arkanızda kimseyi bulamazsınız. Üstelik “Karşı çıkmasaydı pezevenk…” yargısıyla yargılanırsınız ve sizi de en çok bu yaralar. Beyaz faşizmler hep küresel anamalcı sömürgen yayılmacıların değirmenine su taşır... Memleketin kolcuları nerede dersiniz. Yoklardır. Sıcağı sıcağına acı duyulmaz. Milletiniz kan kaybederken siz de daha sonraları önceden yaralandığınızın farkına varırsınız. *** Şah gitti... Tamam, kabul ama bu oyunda mat olmak öyle kolay değil! Ha yüce divan ha özel divan, ha Silivri zindanı ha Fenerbahçe lojmanı... Türkiye'nin tam bağımsızlığı konusunda şahin olamayanlar, içteki ve dışarı...

SİLİVRİ'YE SON MEKTUP

Resim
Ha korumalı lojmandasınız ha esir kampında... Aynı şey değil mi Komutanım? Her ikisinde de erler nöbet tutuyor kapınızda... Hayatın sırları, orada seyrettiğiniz deniz ufkuyla burada seyrettiğiniz duvar arasındaki ayrıntıda! Sizin tutuklanma haberinizle bir yandan büyük üzüntülere kapılırken, diğer yandan umutlarım çoğaldı, gözümün önü açıldı sanki. Hızla ve hiç inmeden yükselen bir hayat serüveninden sonra ve ölmeden önce, hayat muhasebesi yapmak için biraz yalnız kalmak gerekmez mi? Biz ona bir zamanlar -Amerikalılardan öğrendiğimiz adıyla- faaliyet sonu incelemesi (FSİ) diyorduk. İşte ondan yapmak… Sarı öküzü verdim mi, vermedim mi? Plağın tersini döndürdüm mü, döndürmedim mi? Başkalarının omuzlarına bastım mı, basmadım mı? Vazifeyi ihmal ettim mi, etmedim mi? Mandacı oldum mu, olmadım mı? Muhasebelerin ve geri incelemelerinin yapılma yeridir zindanlar. Orası yıllardır bu tür muhasebe yapanlarla dolu! Başkalarına kitap yazdırmıştınız memleketin meseleleriyle ilgili, kend...

2011 DEN 2012 YE GEÇERKEN UZAKLARDA PATLAYAN HAVAİ FİŞEKLERİNİN DİLİME GETİRDİKLERİ

“Işığını gün batmadan yakan, gün ağarmadan kalktığında çırasında yağ bulamaz.” Ne güzel bir Türk Atasözü *** Ey Ertuğrul Kürkçü, sana bölücülerin yanında Öcalan’ın onayıyla oy verenler utansın! Ağlayarak başından geçenleri TBMM’ndeki komisyonda anlatmaya çalışan bir kadına “Senin kocanı kendi silah arkadaşları öldürmüş olabilir.” demek, saçmalanmış hainliğin daniskasıdır! Hainlerin safında olduğunu biliyorduk da şimdi tescillendi… *** “Paşam, vekil maaşlarını düzenleyeceğiz. Ne kadar verelim? Öğretmen maaşlarını geçmesin!” Devlet adamlarının 1923'den kalma bir konuşması… *** Bana gelen şu haber üzerine ben susmayayım da Silivri'deki arkadaşlarımla birlikte zindanlarda çürüyeyim mi? İnternet Üst Kurulu "denetleme" başlığı altında birçok özel çalışma yapmaktadır. Bu denetlemeler çağımızın etkin iletişim araçları olan mail, Facebook, Twitter ve benzeri alanları da kapsamaktadır. Bu noktada hükümet karşıtı yazılan, paylaşılan ve yorumlanan ...

YAŞAR KEMAL’E MEKTUP

Resim
Sevgili Yaşar Ağabey, Gerçekten şunu dedin mi? “Avrupa Birliği’nin temellerinde Fransa vardır… Fransa aydınlarının, sanatçılarının da yeniden yaşadıkları yüzyıla damgalarını vuracaklarına, insanı insan yapan değerleri yücelteceklerine inanıyorum.” Dedin mi gerçekten? Dediysen eğer askeri nişanı yakana takan ve seni "Büyük Subay" yapan Fransa'nın yöneticilerine teşekkürden öte yağ çekmek değil de nedir bu? Ödül merakını anlıyorum, alkışlanmanın hoşuna gittiğini biliyorum. Kusura bakma ama seni kutlamıyorum… Bütün romanlarını okudum. Bana özel imzaladığın kitaplarını özenle sakladım. Heves ettiğim yazı ve edebiyat dünyamda bana öğretmenlik yapmıştın... Memleketimin yaylalarını sevmeme, yurttaşlarımın nasırlı ellerini öpmeme neden olanlardan biriydin... Yıllar önce bir masada Sarıkamış dramını romanında yazmadan önce doğrudan senden dinlemiştim. Gene bir akşam Kayseri'deki Sıhh. Onb. Yaşar Kemal'i anlatmıştın. Yaşıtlarından epey geç yaptığın as...

GÜNDEMİN DELİRTTİKLERİ

Aşağıdakiler son bir ayın gündemini yaratanlara, muhalefet etmek yerine iktidarın kendilerine muhalefet etmesine sesini çıkartamayanlara, hala suçsuz ve sessizce siyasal Silivri zindanlarında ölümü bekleyenlere aptal aptal bakanlara, delirdiğim zamanlar içimden söylenmelerimdir. “Bundan sonra varsa bir babayiğit... Darbe yapmayı aklından geçirsin bakalım...” Bülent Arınç Başbakan Yardımcısı (imiş) demiş ve belki de ‘Benim aklımdan geçiyor ne olacak şimdi?’ diyenleri tespite girişmiş… Bir adam ki, yalancılık yapmayı sürdürür, bir siyasetçi ki, tahriklerinin boyutu derin ve geniş cepheleşmeler yaratır ve bir Müslüman ki, fesat üretmeyi sanat haline getirir, artık onun geçmişimizle, günümüzle ve geleceğimizle ilgisinin kalmaması gerekir. *** Cumhuriyet devrimini yıkmak isteyenleri gene Mustafa Kemal Atatürk yok edecektir. Bize çocukluğumuzdan beri “O ölmedi!” demelerinin nedenidir bu… *** “Ey devrimlerden özür bekleyenler, çıktığınız karşıdevrim sahnesinde gülünçsünüz! Kıralların ve se...

TÜRKİYE; DELİLER ÜLKESİ!

İnsanlar delirdi… İki tarafa ayrıldılar, ha babam de babam vuruyorlar birbirlerine... Taraflar eskiden de taraftardılar ama bu kadar fanatik değillerdi. Bir taraftakiler birlik içinde ve sanki belli bir komutla sallıyorlar sopalarını, diğer taraf dağınık ve düzensiz, sopayı en fazla onlar yiyor. Bizim taraf, bu dağınık olan taraf. Esas delirenler de onlar, yedikçe sopayı canhıraş bağırıp duruyorlar. Bazen sola doğru bazen da sağa doğru kaçıyorlar. 13 şehidin yanına 6 PKK ölüsünü koyup topladım, 19 anneyi de ekledim ve 38 can etti dedim diye, bana vatan haini dediler… Başbakana dilekçe yazıp devlet birimlerinin ve yetkililerinin vatandaşa daha kibar davranmasını istedim. İş buna mı kaldı, dilekçe yazacak kadar onu neden ciddiye alıyorsun, manyaksın sen, dediler. Birleşmeden yetişilmez hırsız uğursuz takımının hızına, gelin asgari müştereklerde bir platform oluşturalım dedim; bozguncu oldum. Seçimlerden sonra da haklıydın ağabey ama parti disiplininden ayrılmamak gerekiyordu dediler. Pe...

İÇ KANAMA...

Resim
Erciş’te bir Pazar öğle zamanı, saat biri kırk geçiyor… Henüz yapraklarını dökmemiş kavakların yeşilinde parlak, güneşli bir sonbahar günü… On üç yaşındaki Yunus, masalara eski bilgisayar kasaları konulmuş internet kafe denen yerde bir başka dünya, bir başka âlemde… Saat on üç kırk bir… Yer sarsılıyor, Yunus’un dünyası başına yıkılıyor. Çevre zifiri karanlığa bürünüyor, ekrandaki hayaller kayboluyor, bağırış çağırış ve inlemeler karanlığın içine içine giriyor. Yunus korkuyor… Demin yanındaki masada bilgisayara bir şeyler yazan adam şimdi Yunus’un üstünde inliyor. Yavaş yavaş adamın inlemeleri sönüyor, Yunus adamın bedenini yana kaydırmayı başararak biraz olsun üstündeki ölü ağırlığından kurtuluyor. Deminden beri içine çekemediği havayı almaya başlıyor, neler olduğunu anlamaya çalışıyor. Saat öğleden sonra üç… Yunus’un karanlığına bir ışık sızıyor. Işığın yönünde arka taraflarda insan sesleri… “Kardaş, aha burada, burada… Vur kazmayı buraya, burada birisi var.” Umut sızan parlak delik ...