Kayıtlar

ZİNDANIN DIŞINDAKİ ZİNCİRİN HALKALARI!

Ey Jandarma! Sözüm jandarma komutanlarına. Gelmiş, geçmiş ve şimdiki jandarma komutanlarına… Sözlerim kışkırtma değil, feryattır. Şu hallere düştüğümüz hep sizin yüzünüzdendir. Memleketin yakın tarihinde, 1950’lerden bu günlere jandarma, hep siyasetin tam içindedir ve Deniz Gezmişlerin idamından, Ergenekon iddianamelerine kadar olaylara müdahildir. Dün memleketin köylerinde baskı kuran, yumurta toplayan ve şaki takip ediyorum diye yol kesen jandarma, bu gün de gene devletin yerine geçip, yirmi yaşındaki çocuğun eline püskürteci verip, babası yaşındaki vatandaşının gözüne kimyasalı sıkabilmektedir. Ey jandarma subayları! İşiniz elbette zor… Zor olmayan iş mi var memlekette? Siz dün Silivri nizamiyesini ‘uzman’lara mı bırakmıştınız yoksa ‘uzatmalı’lara mı? Yoktunuz! Silivri zindanında yakın zamanın İstanbul Jandarma Bölge Komutanının bile yatmakta olduğunu ne çabuk unuttunuz? Benim gibi bir emekli subaya, subay tanımını yaptırmak size yakışır mı? Vur deyince öldürmek ya da korum...

KOMPLEKSLİ YAZI

O kadar çeşit yazıcı vardır ki bu medyada, kimisi komplekslerini tatmin için yazar, kimisi yazdıkça kompleks sahibi olur…   Kiminin derdi manşetlere yetişmektir, kimininki ise manşet attırmak… Kimi halkçı aydın olduğunun dokundurması çabasındadır, kimisi gerçek halk aydınıdır. Kimi, ayda iki kez doğru yazar bozuk saat örneği, kimisi yazdığı doğruları bir başka yazısıyla berbat eder. Kimisi küfürbazdır, kimi çok kibar… Kısaca sokaktaki insanlar neyse, köşedeki yazıcılar da o dur. Yani bizden biridir. Ama bazıları var ki daha da bizden biridir; Diyarbakırlı Bekir Coşkun, İzmirli Yılmaz Özdil gibi…   Köşe yazısı güncel olur, makale dediğimiz ise kapsamlı ve her daim geçerliliği olan yazı olmalıdır. Bazıları güncel yazacağım diye semt pazarların görüntülerinden esinlenir, bazıları ise evrensel yazacağım diye felsefe kitaplarından alıntılar yapar. Velhasılıkelam, çeşit çeşit köşeciler, yazıcılar vardır. Bu yazı da bunlardan biridir.   Balyoz denen yalanı, ‘Tar...

68’LİLER, 78’LİLER VE BUGÜN’DEKİLER…

Devrimci 78’liler Federasyonu’nun “12 Eylül Utanç Müzesi” sergisini Antalya Cam Piramitte Başkan Akaydın’la birlikte gezdim. Üzüldüm… İlgisiz şeylerle karşılaşacağımı bile bile üzülmeye gitmiştim zaten. Yürüyüş ve hapishane resimleri, bazı ölenlerin gömlek ve kazakları, dünyadakiler dâhil devrimci eylemcilerin yüzlerce büyük boy portreleri, bir darağacı ve o zamanlardan kalma gazete sayfalarının kopyaları… Bir de işkence aletlerinin yanına yatırılmış tahtadan mankenler! Sergiyi gezen kadınlar ağlıyor, çocuklar kaşlarını çatıyordu. Duvara asılmış bir panodaki yazının içinde “Toplumsal hafızayı canlı tutmak…“ diyordu. Salonun bir köşesi ise Ermeni tehciriyle Dersim (Tunceli) ayaklanması fotoğraflarına ayrılmıştı. Böyle bir ilgi ve bilgi işte… Deniz Gezmiş’in darağacını görüp ağlayan kadınlar, salonu gezip dışarı çıkarken, Dersim köşesindeki resimleri de izliyor, henüz 15’indeki bir iki çocuk da geçen aylarda Hv.K.K. uçaklarının bombalarıyla yanlışlıkla ölen Uludere’deki gençleri...

GENELKURMAY BAŞKANI NE YAPABİLİR Kİ?

EN SEÇKİN KOMUTAN Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı olmak zor görevdir. Devlet görevlerinin en yakıcısıdır. Devamlı gündemdesinizdir ve gündemi siz değil başkaları yaratır. Barışta ve savaşta Silahlı Kuvvetlerin Komutanıdır ve barışta komuta etmek savaştakinden zordur, çünkü barışta herkes Genelkurmay Başkanıdır… Bütün kuvvetleri, harekât, lojistik ve moral konusunda ve stratejik çapta, savaşa hazır durumda tutmak zorundadır. Hizmetlerin yürütülmesinde Milli Savunma Bakanıyla iş birliği yapar, görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur. Genelkurmay Başkanı’na, Türk Milletinin en seçkin kişisidir diyebiliriz. İsteyen demeyebilir elbette. Yukarıdaki görevleri yapabilmek, seçkin olmayı gerektirir. Askeri okula girerken seçilir, subay olurken seçilir, kurmay olurken, general olurken seçilir… Son rütbeye geldiğinde gene seçilir ki, artık en seçkin kişi o dur. Şimdi bu saptamama, anarşizmin düşüncelerinde kulaç atarken komünist olduğunu iddia edenler hemen a...

YAZICI

Artık bende bir yazıcıyım. Haberin Yeri Net’de bu ikinci yazım… “Yazıcı” tanımını Özdemir İnce’den duydum ve hoşuma gitti. Köşelerde bucaklarda yazanlara yazar denmemesi daha uygun oluyor ve “gazeteci” kavramı ile “yazar” kavramını karıştırmamak gerekiyor. Binlerce yazıcı var çevrede… Bunlardan biri olmak pek de önemli bir olay değil. Önemli olan, şiir yazıcısı, öykü yazıcısı, roman yazıcısı olmak! İşte onlara “yazar” deniyor bu dünyada ki o iş, epey zor bir zanaattır. Artık ben bir yazıcıyım da, kendime bir sıfat daha ilave etmek durumundayım. Askeri yazıcı denilebilir benim gibilere. Askerlik, savunma, savaş, savaş çeşitleri ve muharebe ile ilgili yazmaya kurguluyum. Bir de darbe eğitimi aldığım için darbeci düşünceye(!)… Güncel olayları ‘asker kafasıyla’ değerlendirmeye çalışacağım. Her ne kadar subaylığın son kertesinden kırmızı kartla, kadrosuzluktan şutlanmışsam da bir ‘emekli asker’ değil askerim. ‘Asker emekli olmaz, olamaz!’ desem, askerlerin hoşuna, sivillerin boşuna...

HELİKOPTERLER PATIR PATIR…

Helikopter, eski Yunancada dönen kanat demektir. Gökyüzünde seyreden bütün hava araçları ister döner kanatlı ister sabit kanatlı olsun, esasta aynı temel kurallar içinde inerler, kalkarlar ve uçarlar. Hava aracı kazalarında Kaza Kırım Raporları’nın gayesi, suçluyu bulmak değil, bundan sonraki olası kazaları önlemektir. ( Dört yıl Kara Havacılık Okul ve Eğitim Merkezinde görev yapmış biri olarak söylüyorum bunu.) Elbette bütün kazaların neden olanı, o hava aracının pilotudur. Her kazaya neden olan pilottur ama her kazanın suçlusu pilot değildir. Kim ne derse desin, kim nereye küfrederse küfretsin, Eşref Bitlis’in uçağı da bir pilotaj hatasından düşmüş olup Türkiye boşu boşuna sözde suikastla meşgul edilmiştir. O kazada da suçlu pilot değildir. Oradaydım… Gelelim şehitlere… Şehitlere gelinmez, şehitlere ayağa kalkılır. Onlar için haykırılır ve onların öcü alınmadan onlara gelmek, hikâye anlatmaktır. Peki, o zaman gelelim hikâyeye. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin helikopterleri son ...

MÜBAREK TESKERE

Hitler, Avusturya'ya saldırarak 2.Dünya Savaşı'nı başlatmıştı. Bizim Tayyip'imizin deli olduğu biliniyordu ama tescilli değildi. O da şimdi Türk tarihini bıraktı, dünya tarihinde deliliğini tescil için komşu ülkeye saldırmayı planlıyor. Ey Türk Milleti, Hitleriniz mubarek olsun! Bir haftadır Akçakale'de silah atışları devam ediyordu. bir eve bomba düşüp anna ve dört çocuğunun ölmesi işi ciddileşt...irdi. Ama ayrıntıları hala hiç birimiz bilmiyoruz. Muhalefet olayı incelemeye gidiyor. Genel durumu öğrenmek için hükümetin emrindeki Anadolu Ajansı haberlerini izlemekten başka çare yok! Dün ajanslarda bir haber geçti. "Akşam saatlerinde Ak Parti, TBMM danışma kuruluna, Meclis Genel Kurulu'nun yarın sabah özel gündemle toplanması için başvuruda bulunup diğer partilerle karar çıkarttı. Toplantının özel gündemi Suriye olacak." Öte yandan tesadüfe bakın ki, toplantı halinde bekleyen NATO konseyinden de karar çıkmış; müttefikinin arkasındaymış... Savaşa asker ...